Sezonu şampiyon olarak tamamlayan profesyonel futbol takımımızda bu önemli başarıda en önemli misyonlardan birine sahip olan Antrenörümüz İsmail Kartal Fenerbahçe Dergisi’nin Temmuz sayısına röportaj verdi.
Hocamızla geçmişi, şimdiyi ve geleceği değerlendirirken; kendisinden ayrıca erken gelen şampiyonluğun kilit etkenlerine, sporcu psikolojisine, transfer stratejimize ve futbol altyapının nasıl değerlendirildiğine dair önemli açıklamalar edindik. Fenerbahçe sevdasını rahatça gözlerinden okuduğumuz Hocamızın öte yandan bir Boğaz çocuğu olarak, balıkçılığa ve briçe de tutkulu olduğunu öğrendik.
Hocam, 2013-2014 Spor Toto Süper Lig şampiyonluğunun baş mimarlarından birisiniz. Kariyerinizin büyük bir bölümünü Fenerbahçe’de futbol oynamış ve teknik adam olarak da yıllardır Türk futboluna emek veren bir profesyonel olarak; bu seneki şampiyonluğun sizin ve camiamız için nasıl bir önemi var, bizlerle paylaşır mısınız?
Bu seneki şampiyonluğumuz, 3 Temmuz sürecinin ardından bugünlere kadar yaşananların hepsini göz önünde bulundurursak; Başkanımız, yöneticilerimiz, Kulübümüz ve camiamız için çok önemliydi. Bütün şampiyonluklarımız hepsi tertemizdi ama bu seneki şampiyonluğumuz bundan önceki şampiyonluklara nazaran daha anlamlıydı. Hep beraber inandık. Teknik heyet, oyuncular, Başkanımız, yöneticilerimiz, camiamız, taraftarlarımız ile çok inandık. Bu sene şampiyon olarak; Fenerbahçe futbol takımının özellikle ne kadar güçlü olduğunu, Kulübümüzün dış kaynaklı tüm sıkıntılara rağmen halen dimdik ayakta olduğunu, tüm branşlarında başarılı olmak için ülke sporuna katkı sağladığını bir kez daha göstermiş olduk. Türk futbolu ve Türk sporunun her daim lokomotifi olan Fenerbahçe Spor Kulübü’nün bayrağını ve sancağını taşıyabilmek için bu seneki şampiyonluğun çok önemli olduğunu her fırsatta oyuncularımızla birebir toplantılarda, saha içinde ve saha dışında her fırsatta anlattık. Hepsi de bunun bilincindeydiler. Bu şampiyonluk; herkese bir mesaj ve bir gönderme oldu. Bu şampiyonluk; Fenerbahçe futbol takımının ve camiamızın ne kadar büyük olduğunun, en zor ve en buhranlı günlerde bile ne kadar dimdik ayakta kalabildiğinin ve başarılı olduğunun başlıca kanıtıdır.
Teknik direktörümüz Ersun Yanal, camiamıza geldiği “ilk” sene takımı şampiyon yaptı. Konulan hedeflere ulaşılmasındaki başarıyı hangi baş etmenlere bağlayabiliriz? Sizin Fenerbahçe’de bu görevdeki istikrarınız en önemli etkinlerden biridir diye düşünüyoruz.
Ersun Hoca, transferin son dönemlerine doğru geldi. Aykut Hoca ayrıldıktan sonra, ben kaldım. Başkanımız gitmemi istemedi. Ben de Aykut Hoca ile bu konuyu konuştum. O da, “Doğru olur, Fenerbahçe’de kal” dedi. Çünkü Aykut Hoca ve ekibi olarak hep beraber Samandıra’da teknolojik açıdan çok önemli bir sistem kurduk. Dedik ki; “Bundan sonra buraya hangi teknik direktör gelirse gelsin, bu sistem yürüsün”. Bu sistemi yürütecek insanlardan birisi de bendim.
Hocam bu sistemden de bahsedebilir misiniz?
Analiz programları, antrenman performansları, maç performansları, fiziki performanslar ile ilgili alet ve cihazlarla bunların çıktılarını anlık oyuncularımıza gösterdiğimiz bir sistem. Antrenmanlardan sonra oyuncularımıza sunabiliyoruz ki; herkesten ne istenmiş, o ne yapmış, oyuncu kendisi nerede görebilsin. Bunların altyapısını Aykut Hoca ile birlikte yaparken o dönemde çok uğraştık. Ersun Hoca da bunlara vakıf olan bir teknik direktör. O da milli takımlarda ve bazı kulüplerde bu teknolojik altyapıyı bilen, kuran ve bunları takip eden bir teknik direktör. Hatta geldi ve bizzat “Gerçekten ben bugüne kadar Türkiye’de hiçbir kulüpte bu kadar teknolojik bir organizasyon ve altyapı görmedim.” dedi. Bütün bunları da Başkanımız sayesinde yaptık. Başkanımıza kurmak istediğimiz gerekli sistemi aktardık. Yöneticilerimiz ve Başkanımız da onay verdiler, bizlere inandılar ve biz de bu altyapıyı kurduk. Kolay bir şey değil. Birkaç milyon Euro’luk bir altyapı bu.
Takımdaki istikrara geri dönersek…
Evet, benim kalmam, idari menajer Hasan Çetinkaya’nın kalması, kaleci antrenörü Murat Öztürk, sağlık ekibi doktorunun kalması sürdürülebilirlik açısından önemliydi. Ersun Hoca geldiğinde, bütün transferleri bitirmiş; kamp ve maç programlarını dahi hazırlamıştık. Onun isteği doğrultusunda birkaç rötuşla beraber kampa başladık. İyi bir kadroya sahibiz. Gerçekten çok kuvvetli ve iyi bir kadromuz var. 5 tane oyuncu transfer ettik. Fenerbahçe’nin kimliğini, iklimini Ersun Hoca’ya iyi anlattığımızı düşünüyorum. Daha sonradan ekibimize dahil olan çalışma arkadaşlarımızla da çok güzel kaynaştık, çok iyi bir işbirliği yakaladık. Herkes birbirine destek oldu. Sonuçta biz aynı gemideyiz. Fenerbahçe’nin başarısı için yapmamız gereken ne ise onları yaptık. Ersun Hoca geldikten sonra da sistem iyice oturdu ve çok rahat bir şekilde yolumuza devam ettik. Sonunda da şampiyon olduk.
Fenerbahçe’de hem futbolcu olarak hem de teknik adam olarak önemli bir kariyere sahipsiniz. Türk futbolundaki kariyerinizi ve başarılarınızı bizimle paylaşır mısınız?
Futbola Sarıyer genç takımında başladım. Daha sonra A takıma yükseldim. Oradan genç milli takım ardından Gaziantepspor’a transfer oldum. İki sene Gaziantep’te oynadım. Rahmetli Hüseyin Çakıroğlu, -Allah rahmet eylesin- benim oda arkadaşım ve ağabeyimdi. Ben Fenerbahçeliydim ve Fenerbahçe’yi çok seviyordum. O zamanın şartlarında bir bedel yatırma konusu vardı. Antep bir bedel yatırsaydı o zamanın parasıyla çok büyük bir para bonservis bedeli olacaktı ve ben Fenerbahçe’ye gelemeyecektim. O zaman Gaziantepspor’un başkanı Ata Aksu idi. Ona “Eğer Fenerbahçe’ye gidemezsem futbolu bırakıp İsviçre’ye ablamın yanına yerleşeceğim” dedim. O da benim bu kararlılığımı gördü. Her şey rast gitti ve ben 82-83 sezonunda, ait olduğum yere Fenerbahçe’me gelebildim. 11-12 sene aralıksız oynadım.
Futbolculuğunuzda hatıralarınızda en çok yer eden süreç hangisidir?
103 gollü şampiyonluk. Cumhuriyet tarihimizde en gollü, en çok puan alınan şampiyonluklardan bir tanesi idi.
Nasıl bir futbolcu kimliğiniz vardı?
İstikrarlı bir futbolculuk hayatım vardı. Düzenli bir hayat severim, aileme bağlı bir insanım. Çalışmayı ve Fenerbahçe’yi çok seviyorum. Uzun yıllar futbol oynamayı Allah bana nasip etti. Fenerbahçe’de oynamaya başladıktan sonra en büyük hayalim futbolu Fenerbahçe’de bırakmaktı.
Hiç sakatlığınız da olmamış…
Evet, kendime iyi bakan futbolcuydum. Babam balıkçıydı. Anadolu Kavaklı’yım, balıkçı bir ailenin çocuğuyum. O yönden kendime dikkat eder ve iyi bakardım. Hala da öyledir.
Nasıl Fenerbahçeli oldunuz peki?
Kendimi bildim bileli, mahallede efsane futbolcularımızın isimlerini ezberleyerek onları rol alarak büyüdük. Cemil ağabey o da Rumeli Kavaklı’dır. Rahmetli Osman Arpacıoğlu, Ziya Ağabey, Ercan Aktuna, Yılmaz Ağabey, Datcu… Bu isimler, hiç kulağımızdan çıkmazlardı. Hayal kurardım; “Bir günde bende öyle olabilir miyim?” diye… İstediğim, sevdiğim kulüpte futbol oynayıp, burada bırakıp ve sonra antrenör olmayı hayal ediyordum. Allah onu da bana nasip etti. Fenerbahçe ile ilgili olan hayallerim gerçekleşti. Bu misyonumu Fenerbahçe’de sürdürmek ve devam ettirmek istiyorum. Fenerbahçe’ye katkı sağlayabildiğim sürece bilgimin ve aklımın yettiği sürece burada kalmak ve yoluma devam etmek istiyorum.
Bundan sonrası için nasıl hayalleriniz var?
Bir hayalim daha var: Oğlum da çok iyi bir Fenerbahçeli. Fenerbahçe Koleji’nde okuyor. Fenerbahçe U11 takımında oynuyor. Fenerbahçe’yi çok seviyor. En büyük hayalim; onu da A takımda oynarken görmek. Benim en mutlu olduğum an olacak.
Hocam peki size neden “Arap İsmail” dendi?
Aslında bende Araplık yok. Babam Rizeli, annem Tokatlı. Ama ben boğaz çocuğuyum. Babam balıkçı. Esmerliğimden dolayı öyle dediler.
Peki bu döneme dönersek; siz de aslında kökeni futbolculuk olan bir teknik direktörsünüz. Fenerbahçe profesyonel futbol takımının yardımcı antrenörü olarak bu tecrübenizin avantajları takıma nasıl yansıyor?
Futboldan gelen birisi olduğum için futbolcunun ruhunu çok iyi bilen bir insanım. Çok uzun yıllar burada oynamak, milli takımda oynamak, dünyanın en büyük hocalarının yanında hem futbolcu hem antrenör olarak destek sağlamak bana samimi bir bakış açısı kazandırdı. Futbolcunun nerede ne istediğini, oynamadığı zaman neler düşündüğünü, kötü ya da iyi oynadığı zaman aklından neler geçtiğini bilebilen bir insanım. Çünkü bunları bizzat daha önce ben de yaşadığım için o yönden benim için pek sıkıntı olmuyor. Her şeyden öncesi bu işin temelinde yatan tek bir akçe vardır; samimiyet. Eğer siz samimiyseniz gerçekten bilginiz de varsa siz her zaman, her yerde başarılı olursunuz. Ben samimi, bilgili ve donanımlı olduğuma inanıyorum.
Alt Liglerde de çok önemli çıkışlarınız oldu…
7-8 tane takım çalıştırdım teknik direktör olarak. 2. Lig’de, Bank Asya’da çalıştım. Mesela Sivas’ı şampiyon yaptım. Altay ile Malatya’yı play off’a soktum. Mardin 8., sonuncu olan Ordu’yu 6. sıraya taşıdık. Sonuncu olan Konya’yı grup şampiyonu yaptım. Evet, böyle çıkışlarım var. Bu takımları da ben kurmadım, hep sonradan aldım. Bir tek Sivas’ı ben kurdum. İlk hafta lider olduk, son hafta şampiyon bitirdi. Benim takımımım hiç ikinci sıraya düşmedi. Onun için çalıştığım takımlarda hep grafik yukarıya doğru… Birliktelik, samimiyet, yeterli donanıma sahip olmamdan kaynaklanıyor başarı. İşimi çok seven ve çok bağlı birisiyim. Bir işe başlarsam mutlaka başarılı olmak için ne yapmam gerektiğini iyi bilen birisiyim. Çok açık ve netimdir. Burada ayrı, orada farklı konuşmam. Konuşmanın tarzı şekilleri, ses tonu, bakışların yeri ve ortamı vardır. İnsanların ruh hali vardır. Bu ayarlar çok önemli. Alt liglerde zor günler geçirdiğim hatta çıkmaza girdiğin anlar da oldu. Futbolcuların karakterleri, yöneticiler, o şehirdeki yerel basın büyük camialara göre çok farklı.
Bir antrenör olarak profesyonel bir oyuncuda aradığınız başlıca disiplinleri sıralar mısınız?
Bir kere coşkulu olmalı. İki; samimi olmalı. Üç; mesleğini sevmeli… Beni sevmeyebilir ama işini sevmek zorunda. Çünkü sen işini severek ve isteyerek yaparsan sahada başarılı olursun. Ama işini sevmezsen, antrenmandaki görevlerini yerine getirmezsen, suistimal başlıyor. Bizim o oyuncuya olan inancımız, güvenimiz, yapmış olduğumuz yatırımlar boşa gitmiş oluyor.
Tüm bu özelliklerin mevcut olup ama oynatamadığınız oyuncuyu küstürmemek için nasıl bir iletişim kuruyorsunuz?
Evet, öyle anlar oluyor ki; o da, aynı mevkide oynayan arkadaşı da coşkulu, çalışkan ve samimi ve siz tercih yapmak zorundasınız. O zaman; geriye dönük o futbolcunun maçlardaki performansları, saha içi ve saha dışı davranışları, antrenman içindeki performansları ve yapıcılığı hepsini düşünüyoruz. Kafanızda sanal olarak ikisi ile maçı oynuyorsunuz ve bir karar veriyorsunuz. Oynayan her zaman mutlu; oynamayan dünyanın en mutsuz insanıdır. Orada ben bunları yaşamış eski bir sporcu olarak devreye giriyorum. Konuşuyorum, alıyorum karşıma; “Şudur, budur, bundandır…” diye izah ediyorum. “Merak etme, sen de bizim evladımız, futbolcumuzsun. Bu maç böyle oldu. Belki 5, belki 30 dakika sonra oyuna sen gireceksin ve maçı alacaksın. Öyle düşünme, böyle düşünmen gerekiyor” gibi çok yönlü bir tarama yapıyorum.
Oyuncularımız teknik ve taktik yüklemelerin yanı sıra çoğu zaman da psikolojik ve motivasyonel müdahalelere de ihtiyaç duyuyorlar…
Oyuncunun kafasını dağıtıp başka yerlere çekerek, ruh halini düzeltip, onu takıma kazandırmak adına ciddiyeti bozmadan bir moral aşılıyoruz ve yoluna devam etmesini sağlıyoruz.
Daum zamanında Fenerbahçe’de tekrar altyapının başına getirilmiştiniz. Altyapının gelişimini sizin ağzınızdan dinleyebilir miyiz?
Altyapı’dan verim sağlamak için en az 10 yıllık istikrarlı bir yatırım gereklidir. Hem tesis olarak hem de futbolcu edinebilmek ve kalıcılığını sağlamak açısından… Altyapı kısacası şudur: “Ne verdik de, ne istiyoruz?”. Türkiye çapında bunun çok iyi düşünülmesi gereklidir. Futbol altyapıdaki çocukların A Takım seviyesine kolay çıkışını sağlamak istiyorsak; A Takım imkanlarının onlar için de geçerli olması gereklidir. En az 5-6 tane çim saha temin edilmeli, özel ve bireysel antrenman programları ve beslenme programları olmalı, teorik derslerin verilmesi, çocukların okul ve aileleriyle olan koordinasyonun ve rehberliğin en iyi şekilde sağlanması gerekli. Fenerbahçe bu anlamda da geçmişten bugüne şartları en çok zorlayan ve futbol altyapıya gerekli yatırımı yapan kulüp olmuştur.
Siz de Ersun Hoca ile genç oyuncularımızı daha fazla tecrübe edinmeleri adına çağırıyorsunuz…
Şenol Hoca ile koordineli bir şekilde Dereağzı’ndan haftada birkaç gün 8-10 oyuncu antrenmanlara çıkıyoruz; bizimle birlikte zaman geçiriyorlar. Sezon başı 10 kişiyi kampa götürdük. Devre arasında yine 11-12 kişiyi kampa götürdük. Bu çocuklar profesyonel anlamda ağabeylerinin yaptıkları antrenmanlara adapte olsun; o havayı teneffüs etsinler istiyoruz. Gençlerimizin de onlar gibi olabileceklerini bilsinler istiyoruz. Burada nasıl çalışılıyor, neler isteniyor, neler yapılması gerekiyor görsünler; hem beslensinler, hem aşama kat etsinler hem de özgüvenleri artsın… İçlerinden A Takım’da oynatabileceklerimizi seçiyoruz.
Geçen sezon dakika bulanlar da oldu…
Evet, Muhammed ile İbrahim’i oynattık.
Onları nasıl bir gelecek beklemekte?
Fenerbahçe’nin kriterleri ve seviyesi belli. Fenerbahçe’de oynamak gerçekten kolay değil. Kadro olarak çok tecrübeli, çok yetenekli, çok karakterli oyunculara sahibiz. Meireles bizim takımda yedek kalabiliyor; Moussa Sow kadroda yer alamıyor… 2 yıl önce Aykut Hoca ile UEFA Kupası’nda yarı finale kaldığımız zaman Avrupa’nın seviyesini gördük. Türkiye’nin seviyesini biliyorduk. Yarı finale yükseldikten sonra bu transferleri yaptık. Seviyemiz belli. Şenol Hoca ile bunları sürekli konuşuyoruz. Genç oyuncu; mevkisel olarak biraz da fizik olarak orayı doldurmalı. Yetenek olarak da orada oynayabilmek için topu kaptırmayacak, topu iyi saklayacak, özgüveni yüksek olup liderlik vasıflarına sahip olacak. Dürüst, çabuk ve seri olacak. Çalışmayı sevecek. Oyunu iki yönlü oynayacak. Bir sürü böyle kriter var. Bir genç oyuncu var mesela; çok yetenekli, çok iyi çalım atıyor, gol de atıyor ama top rakipteyken hiç koşmuyor. Birkaç eksik yönünü geliştirebileceğimiz oyunculara bakıyoruz. Çünkü futbol her geçen gün daha hızlı, daha çok fiziğe dayalı ve daha çabuk düşünülerek oynanıyor.
Ersun Hoca ile yaptığımız röportajda Hocamız, transfer için doğru oyuncu peşinde olduğunuzu dile getirdi. Bu nedenle; önümüzdeki sezon için yabancı kontenjanı kuralına paralel olarak ve yer alacağımız kulvarları da düşünecek olursak “az ama öz oyuncu” Fenerbahçe’nin kadro planlaması için geçerli bir deyim diyebilir miyiz; nasıl bir strateji belirlediniz?
Şampiyonlar Ligi’ne gitmeyeceğiz gibi görünüyor. Haftada bir maç oynayacağız ve bir de Türkiye Kupası’nda mücadele edeceğiz. Şu an mevcut kadromuz buna yeterli ancak herkesin beklediği istediği bir 10 numara sevdası var; o olacak gibi. Başkanımız bunu görüştü. Ön tarafta hep yabancı oyuncular var. Bir, belki iki tane genç Türk alternatif oyuncu olabilirse, ona bakılıyor. Onun haricinde transfer yapmayacağız. Kadromuz yeterli.
Şampiyonluk değerlendirmesine dönecek olursak; size göre sezonun kırılma anı hangi karşılaşma oldu? Sezon içinde yaşadığınız sürprizler nelerdi?
Trabzon maçı. Rakiplerimiz puan olarak bize yaklaşmışlardı. Zor geçeceğini biliyorduk, baya olaylar oldu. Emenike’nin şok golü ve maçtan sonra soyunma odasında bütün takımın birbirine kenetlenmesi ile yaşanan coşku bizim şampiyon olmamızı sağladı.
Hocam, sizin de bildiğiniz üzere Fenerbahçemizin bu sezon elde ettiği 19. Şampiyonluk, Türkiye futbol birinciliği ve Milli Küme birinciliklerimizi de saymamız halinde, aslında 28. Şampiyonluğumuz. Fenerbahçe tarihiyle ayrıntılı ilgilenen kanaat önderleri diyebileceğimiz kişiler, bu konuyu gündeme getirdiler ve haklarımızın geri alınması yolunda bir mücadele başlattılar.1959 yılı öncesindeki şampiyonluklarımızın ve bütün efsane futbolcu ve teknik adamlarımızın emeklerinin yok sayılmasını siz nasıl yorumluyorsunuz?
Bence çok haklı ve doğru bir mücadele içindeler. Hepsine teşekkür ediyoruz. Şampiyon olmuşuz, bunlar geçerli sayılmıyor… Bu kadar insan emek vermiş, ortada Federasyon tarafından tescillemiş kupalar var. Fenerbahçe’nin verilen bu emeklerin karşılığı alması gerekir diye düşünüyorum. O zaman büyüklüğümüz daha da perçinlenmiş olacak; öte yandan efsanelerimizin ruhları şad olmuş olacak…
Hocam, bir de İsmail Kartal’ın Fenerbahçe dışında var olan hayatına değinsek… Kafanızı dağıtan hobileriniz var mı, ya da bunun için nelere ihtiyaç duyarsınız?
Düzenli ve disiplinli bir hayatım vardı. Boş zamanlarımda balığa çıkarım. Arkadaşlarımla ava giderim. O tarz kafa dağıtmayı seviyorum. Ufak bir kayığım var; 6.5 – 7 metre… Anadolu kavağında akrabalarla balık tutuyoruz. Boş zamanlarımda bir de briç oynarım.
Futbol dışında takip etmeyi sevdiğiniz bir spor dalı var mı?
Basketbol, voleybol ve atletizmi takip ederim.
-Dünya Kupası’nda favori takımınız hangisi?
Dünya Kupası’nda bana göre Almanya, Hollanda, Brezilya ve Arjantin dörtlüsünden birisi şampiyon olur gibi geliyor bana.
-Dünya futbol tarihinde biyografisiyle sizi en çok etkilemiş futbolcu veya teknik adamlar kimler? Neden?
Teknik direktör olarak; Jose Mourinho. Söylemlerini ve bakış açısını takip ediyorum. Bazen çok sivri ve kışkırtıcı konuşmaları olsa da aslında tam tersine kendi takımının lehine oyuncuları için söylüyor ve bir sonraki maç için onları hazırlıyor. Satranç oyunları var. Onları yakalamak lazım. Hoşuma gidiyor. Futbolcu olarak ise; Türkiye için Dirk Kuyt. Ailesi ve çalışkanlığı ile örnek bir sporcu. Dünya çapında da Messi. Çok istikrarlı, çok mütevazi bir oyuncu. Örnek insan, örnek futbolcu ve profesyoneller. Ronaldo’yu da bunlara katabiliriz. Almanya mili takımı kaptanı Philipp Lahm defans oynuyor ama bana göre dünyanın en büyük yıldızlarından… Her turnuvada her finalde hep var. Örnek alınacak oyunculardan biri.
-Son olarak taraftarımıza nasıl bir mesajınız olacak?
3 Temmuz sürecinde Fenerbahçe taraftarı, Kulübüne, başkanına, yönetime, futbolcusuna sahip çıkarak dünyada örnek gösterilecek bir sivil toplum olayı gerçekleştirdi. Ben bunun eşi benzerinin olabileceğini düşünemiyorum. Ayakta kaldıysak onlar sayesinde… Emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz. Hala bir Kurtuluş Savaşı’nın içindeyiz. Yeniden Yargılanma kararına da çok sevindik. Tarih yazmayı sürdürüyoruz. Biz şu an tam olarak farkında olmayabiliriz ama gelecekte geniş bir perspektifte bakıldığında nelerle mücadele ettiğimiz daha net anlaşılacaktır. Bir an önce bu 3 Temmuz sürecinin sonlanmasını istiyorum. Başkanımızın ve yöneticilerimizin bu işte en ufacık bir suçlarının olduğunu düşünmüyoruz. Tertemiz gibi şampiyonluk elde ettik. Adalet yerini bulacaktır diye düşünüyoruz. Fenerbahçe gerçekten çok büyük bir camia. Allah Fenerbahçe’ye zeval vermesin. Bizi seven ve takip eden bizi bağrına basan taraftarlarımızı da eksik etmesin.