Meriç Müldür
mmuldur@htgazete.com.tr
Trabzon’un hukukçularının camiayı oyalayıp, insanları cepheleştirdiğini düşünüyorum. Bir davayı sahiplenmeyi tweet atmaktan ibaret sanıyorlar. Vaatlere karşılık ne verdiler?
Şike davasıyla ilgili yazdığım yazıdan sonra Trabzonspor kanadında ciddi tepki oluştu. Okuduğunu anlamayan, anlamak istemeyen, çarpıtan, işine geldiği gibi yorumlayanlarla başa çıkmak kolay olmuyor. Aslında bir yerde bu kesime de hak veriyorum. Çünkü Trabzon yönetimi ve avukatları yıllardır Trabzon sevdalılarını oyalıyor, dayanağı olmayan söylemlerle avutuyor. Bu tutumları da olayı kan davasına dönüştürüyor.
Aslında Trabzon yönetimi ve avukatları da bu davadan umutlu değil. Onların planı sonrası için, Yargıtay aşaması için. Yüksek ihtimal beraat kararı çıkacağını düşünüyorlar da dile getiremiyorlar. Kazanamayacağını anlayan avukat davayı uzatır ya. Bugünlere bu politikayla geldiler. Camiayı oyalayarak. İnsanları cepheleştirerek, ötekileştirerek. Şimdi de akıllarınca beni Trabzonspor düşmanı ilan ediyorlar. Şahsen Trabzonspor taraftarını suçlayamıyorum. Çünkü yönetimleri onları yönlendirdi. Onlar da davayı gurur davası yaptılar. O gün adliyede yaşadıklarımdan bir örnek vereyim.
Bir Trabzon taraftarı beni tanıyınca yanıma geldi. İşinden çıkıp duruşmaya gelmiş. Eşiyle telefonda konuştuğunda eşi “Senin orada ne işin var?” diye sormuş. “İki çocuğumun geleceği adına”cevabını vermiş. Efendi bir adamdı. Kısa süre sohbet ettik. Şike, teşvik konusunda hiçbir kulübün masum olmadığını kendisi de kabul ediyor da işte gurur meselesi. Beni de eleştirdi. Konu başka bir takım olsa savunurmuymuşum. Ben kimseyi savunmuyorum. Ortada gerçekler var, bu gerçekleri aktarıyorum.
KANUN SÖYLÜYOR BEN DEĞİL
Öncelikle şunu belirteyim. Yazıda “beraat çıkar” demiyorum, “Umarım 1-2 celsede biter” diyorum. Çünkü bu iş çok uzadı. Tabii ki deliller yetersizse beraat çıkması da kuvvetli ihtimal. Sonra… Yazının dayanağı kanun üzerine. 6526 sayılı kanun üzerine. Bu kanun diyor ki “Tapeler ve fiziki takip tutanakları tek başına delil kabul edilemez.” Mevcut davada da tapeler hukuka aykırı olarak nitelendiriliyor. Sonuç ne olur göreceğiz. Ben diyorum ki şayet delil olarak kabul edilmezse ortada delil adına bir şey kalmıyor, haliyle de delil yetersizliğinden 1-2 celsede son bulur. Mantığım bunu gerektiriyor.
Neymiş… Algı operasyonu, manipülasyon yapıyormuşum. Beni darağacında sallandırmak gerekiyormuş! Daha neler neler…
Ailemize, çoluk çocuğumuza edilen beddualar da terbiyesizliklerinin başka bir boyutu… Neymiş… 2 yıl önce eleştirdiğim Aziz Yıldırım ile bugün nasıl olur da dost olurmuşum?
DELİLLER SAHTE ÇIKIYORSA…
Evet, iki yıl önce şu anki düşüncelere sahip değildim. Devletimin polisine, savcısına, hakimine güvenmeyecek de kime güvenecektim. O tapelerin çıkış kaynağı emniyet ise tabii kayda değer görecektim.
Ama ya sonrası. Sonrasında çok şeyler değişti bu ülkede. Bırakın şike davasını ülkenin tarihi davalarının en önemli delilleri sahte çıktı. O şike davasında soruşturmayı yürüten polisi, savcısı, mahkeme başkanı bugün ortalarda yok. Görevden el çektirilmiş, sürülmüş, gözaltına alınmış, cezaevine girmiş. Niye işinize gelmiyor bunları da görmek. Size göre tapeler gerçek de bunlar gerçek değil mi?
Bitmedi… İşinize gelen kanun maddesini gelip önümüze koyamazsınız. Bu tapelere dayanılarak insanlar bir yıl cezaevinde yattı. Hem de altı üst bir futbol olayı yüzünden. Atmak tutmak kadar, sosyal medyada klavye kahramanı olmak kadar kolaysa siz gidin yatın dört duvar arasında.
MEHMET BERK’İ İYİ OKUYUN
Bu davanın savcısı Mehmet Berk, Ertuğrul Özkök’e verdiği röportajında ne diyordu? Geçmişteki ifadelerimi bugün gündeme getirmeye meraklısınız ya, gidin bakalım geçmişe, açın bakın arşive.
6 Temmuz 2012 tarihli Hürriyet Gazetesi’ne. Aynen şunları söylüyordu Mehmet Berk:
“Gelen iddialar, sıradan bir dolandırıcılık çerçevesinde ele alınabilirdi. Bu durumda, bu kişileri çağırıp, ifadelerini alıp bırakmaya karar vermiştim. Ancak 10 gün sonra hiç beklemediğimiz bir gelişme oldu. TBMM şikeyle ilgili o kanunu geçirdi. Kanun, elimizdeki davayı hiç beklemediğimiz bir biçimde etkiliyordu. Artık yapabileceğimiz bir şey yoktu. Bu dava hayatımızı allak bullak etti. Bu davanın da Balyoz Davası gibi 3-4 ay konuşulup biteceğini sandık. Ama yanılmışız.”
KANUNLARA SAYGI GÖSTERİN
Yani o gün kanun değişti, Aziz Yıldırım ve diğer isimler cezaevine girdi. Siz bayram ediyordunuz. Bugün yine kanun değişmiş, bu kez kanun diyor ki tapeler hukuka aykırı. O kanuna saygı gösteriyorsunuz da bu kanuna niye saygı göstermiyorsunuz?
ÖYM’lere saygı duyuyorsunuz da, bu mahkemeye niye hakaret ediyorsunuz? “Madem suç sabitse neden suçüstü yapılmamış” diye sorgulayamıyorsunuz?
Mevcut kanuna göre o tapelerin elde ediliş şekli de yasal değil, niye kabullenemiyorsunuz?
CAS kararına atıfta bulunuyorsunuz da o kararın, hukuka aykırı delilleri, geçersiz sayılan tapeleri içeren ve artık kimsenin inancının kalmadığı o iddianame ile polis fezlekesine dayandırıldığı gerçeğini neden itiraf edemiyorsunuz?
Neden, “Acaba bu işte gerçekten de bir kumpas var mı?” sorusunu aklınıza bile getiremiyorsunuz?
Neden, avukatlıktan atılan, Fenerbahçe’den de hangi suçlar nedeniyle atıldıkları bilinenlerin kayığına binmekten, oyununa gelmekten rahatsızlık duymuyorsunuz?
Ki Karadeniz insanısınız. Onurlu, gururlu, namuslu, dürüst, mert adamlarsınız.
BİR ÇAĞRIM VAR
Son bölümü de meziyetlerinden çok klavyede parmaklarını konuşturan, bir davayı sahiplenmeyi tweet atmaktan, adliyede fotoğraf çektirmekten ibaret sanan Trabzonspor avukatlarına ayıralım. Avukatlık; onu bunu provoke etmeyi değil, mahkemeye hakaret etmeyi değil, mahkeme adabına uymayı gerektirir.
Siz bana Twitter’dan hakaret etmeye devam edin de ben size birkaç soru sorayım. “Bu davada bugüne kadar Trabzonspor için kaç hukukçu görev aldı? Avukatlık ücreti olarak 3.5 yıl içinde kim kaç lira kazandı?”, “Yalnızca biriniz bile 12 milyon lira aldığını kabul ettiğine göre Trabzon’un kasasından kaç para çıktı?” Ve karşılığında kulübe ne vaat ettiniz, ne verdiniz?
Klavyede delikanlı havaları yapıyorsunuz ya, delikanlı gibi de açıklayın. İster Twitter’dan, ister Kiraz Yaylası’ndan, ister Şolma Yaylası’ndan!