Düşman işgaline direnen İstanbul’da bir futbol zaferinin hikayesi…
İstanbul’daki itilaf ülkeleri işgalini bitirecek Lozan Antlaşması’nın imzalanmasından bir ay önce, Türkiye Cumhuriyeti Mustafa Kemal önderliğinde 700 yıllık Osmanlı İmparatorluğu’nun parça parça kalıntılarının içinden doğuyordu. 1923’ün Haziran ayıydı. Avrupa ülkelerinin kendi arasında barış ilan etmesiyle bir araya gelen 3500 İngiliz, Fransız ve İtalyan askeri neredeyse beş yıldır İstanbul’un Avrupa yakasını işgal altında tutuyordu. Türkiye Büyük Millet Meclisi önceki Kasım ayında saltanatın kaldırıldığını ilan etmiş, son padişah Mehmet Vahideddin İngiliz savaş gemisi Malaya’yla Malta’ya kaçmıştı.
Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra gelen barış Türkiye’ye uğramamıştı. Yunan güçleri İzmir’i ve eski Osmanlı başkenti Bursa’yı işgal etmişti. İngiliz ve Fransız ordularının oluşturduğu bir kuvvet, Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra İtilaf devletleriyle imzaladığı Sevr Antlaşması’nın şartlarına dayanarak, stratejik açıdan önemli bir bölge olan liman şehri Mersin’i kontrolü altına almıştı. Bu antlaşma için görüşmeler daha sürerken, General Mustafa Kemal liderliğindeki Milliyetçi Türk Hareketi, Osmanlı monarşisiyle yollarını ayırmış ve Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni kurmuştu. Sadrazam Ahmet Tevfik, ulusal birliğin sağlanması umuduyla antlaşmayı imzaladı.
Merkez: Fenerbahçe!
Mustafa Kemal, Türkiye coğrafyasını İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan devletleri arasında pay eden antlaşmayı imzalamayı reddetti ve filizlenmeye başlayan Türkiye ulusunun tam bağımsızlığı için verdiği mücadeleye devam etme kararı aldı. Sevr Antlaşması bir tarafı imzasız olarak kaldı. İtilaf devletleri İstanbul’un farkı bölgelerini hakimiyet altına almak için şehri aralarında paylaşmış, özellikle Sultanahmet ve Galata gibi eski bölgelere yoğunlaşmıştı. İstanbul Boğazı’nı geçme çabaları Anadolu yakasındaki sert direniş yüzünden sonuç vermiyordu.
Anadolu yakasındaki Üsküdar ve başka önemli bölgelerde bazı kuvvetler vardı amaTürk direnişi Kadıköy’den ve oradaki futbol kulübü Fenerbahçe’den yönetiliyordu. Kulübün oyuncuları, bir yandan çarpışmalarda yer alıyor bir yandan da sahada takımlarını temsil ediyordu. İşgalci güçler Fenerbahçe’nin Anadolu’ya silah ve insan taşımadaki rolünün farkındaydı ama kulüp tesislerine yaptıkları baskında buna kanıt gösterebilecekleri hiçbir şey bulamadılar.
İlk Türk futbol takımı Black Stockings FC
Fenerbahçe, zaten kurulduğu gün Osmanlı yasalarını çiğnemişti. Nurizde Ziya Bey, Ayetullah Bey ve Enver Necip Bey sıkı yasaklara rağmen 1907’de kulübü gizlice kurmuştu. Futbol denen oyun, şehre 1900 yılında İngilizler tarafından getirilmiş, ilk kez Moda’da oynanmış ve ulema tarafından şüpheyle karşılanmıştı. Türkler, oyunu gizlice oynamak zorundaydı. İstanbul’un ilk futbol kulübü Black Stockings FC (Siyah Çoraplılar) maçlarını gizli saklı yapıyordu. İngilizler, Yunanlar ve diğer azınlık gruplarının da takımları vardı ve onlara müdahale edilmiyordu ama Black Stockings’in ilk maçı polis tarafından durdurulmuş, oyuncular tutuklanmıştı. Kulüp bir yıldan az sürede kapandı.
Siyah Çoraplılar’ın kurucularından olan Rıza Tevfik, başarısızlığa mahkum Sevr Antlaşmasını imzalayan dört isimden biri olması yüzünden Türkiye’nin istenmeyen adam olarak ilan ettiği 150 kişiden biri olacak, hayatının 20 yılı sürgünde geçecekti. Jön Türkler’in İtilaf ve Terakki Partisi çatısı altında siyasi gücü ele geçirmesiyle İstanbul’daki futbol yasakları biraz gevşedi. Toplumsal açıdan büyük gelişmeler görüldü. Spor da bundan nasibini aldı. Siyasi ve sosyal reformlarla iletişimden şehir planlamasına hatta kız çocuklarının eğitimine kadar birçok konuda gelişmeler ardı ardına geliyordu. İstanbul’un üç devi kurulmuştu bile ama yeni başlatılan şehir liginde oynamaları yasaktı.
James Lafontaine ve Henry Pears adlı iki İngiliz’in 1904’te İstanbul Sunday League (İstanbul Pazar Ligi) adıyla kurduğu ligde dört takım mücadele ediyordu. Bu dört ekipten üçü İngiliz takımıydı: Cadi Keuy FC, HMS Imogene FC ve Moda FC. Yunan topluluğunun takımı Elpis FC, dörtlüyü tamamlıyordu. Türk takımları, şampiyonluk mücadelesine katılmak için 1909’a dek beklemek zorunda kaldı. O tarihten 1959’da ulusal ligin kurulmasına kadar, mücadeleyi hakimiyetleri altına aldılar. Ezeli rakipler Fenerbahçe ve Galatasaray, 15’er kez şehrin şampiyonu unvanını kazandı. Mustafa Kemal liderliğindeki direniş, 1923 Temmuz’unda imzalanan Lozan Antlaşması’yla bağımsızlık mücadelesini kazanıp Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdu ve İtilaf güçlerinin İstanbul şehrinden çekileceği tarihi de belirledi. Ama işgalciler gitmeden önce son bir çarpışma olacaktı: Bu kez savaş meydanında değil, Taksim Stadyumu’nda.
Bir Türk takımını hezimete uğratma planı vardı ama…
İşgalci güçlerin başkomutanı General Charles Harrington, İstanbul gazetelerine verdiği bir ilanla şehirdeki diğer takımları İtilaf ordusunun askerlerinden oluşacak bir takıma karşı futbol maçına davet ediyordu. Bu tür maçlar işgal sırasında sıklıkla oynanmış, Fenerbahçe oynadığı 50 karşılaşmanın sadece beşini kaybetmişti. “Müttefik Askerleri, Türk kulüplerine bir futbol maçı için meydan okuyor. Türk kulüpleri bu maç için istedikleri oyuncuyu takımlarına çağırabilir. Kazanan takım İtilaf Kuvvetleri’nin Başkomutanı’nın adıyla anılacak bir kupayla ödüllendirilecektir” diyordu ilan. Harrington’ın amacı İstanbul’u terk etmeden evvel şehrin takımlarından birine ağır bir mağlubiyet yaşatmaktı. İlana yanıt sonraki gün geldi:
“Fenerbahçe, İtilaf Kuvvetleri’nin maç teklifini koşulsuz ve şartsız olarak kabul eder. Maça sadece kendi oyuncularıyla çıkacağını belirtir.”
Türk futbolunun ilk mabedi Taksim Stadyumu
Maç, şimdi yerinde Gezi Parkı’nın bulunduğu Taksim Stadyumu’nda oynanacaktı. Fenerbahçe, 1922-23 sezonunu 53 gol atıp tek bir gol dahi yemeden şampiyon bitirmişti. Takımın forveti sol ayaklı gol makinesi Zeki Rıza Sporel, kaptanı onun kardeşi Hasan Kamil’di. Sporel Kardeşler, aynı yıl içinde oynanan bir milli maçla Türk futbol tarihine de geçtiler. Türk Milli Takımı tarihindeki ilk maçında, yine Taksim Stadyumu’nda Romanya karşısına çıktı. 2-2 biten maçta Ay Yıldızlılar’ın iki golünü de Zeki Rıza attı, takımın kaptanlığını Hasan Kamil yaptı. General Harrington Kupası’nda da Zeki Rıza sahnedeydi. Sonraki yıllarda Chelsea formasıyla 300 maça çıkacak İskoç kanat oyuncusu Willie Ferguson, Taksim Stadyumu’nun dolu tribünlerine karşı ilk yarıda attığı golle takımını öne geçirdi. Protokol tribünündeki General Harrington ve konuğu Malta Valisi Lord Herbert Plummer da maçı izleyenler arasındaydı. Zeki Rıza ikinci yarıda 14 dakika içinde maçı tersine çevirdi. Bir saatlik süre geride kalmışken skoru eşitledi sonra da 15 dakika kala attığı golle Fenerbahçe’ye galibiyeti getirdi. Bir metre uzunluğundaki General Harrington Kupası kardeşinin ellerinde yükselecekti.
General Harrington Kupası, kazanılmasının üstünden neredeyse yüz yıl geçmesine rağmen Fenerbahçe’nin müzesindeki gurur kaynaklarından. Anadolu yakasında o günkü zafer çığlıkları hâlâ çınlıyor. Bu asırlık zafer, futbol kulübünün işgale direnişini ve Mustafa Kemal önderliğindeki bağımsızlık savaşına yaptığı katkıyı simgeliyor.
Yazı: @ Paul Sarahs
fourfourtwo.com.tr












